— Merhaba, ben Mihail. Bana Misha diyebilirsin. Çocukluğumdan beri cüce schnauzerlere hayranım. Hayatım boyunca böyle bir köpeğim olsun istedim ama ailem buna hiç izin vermedi. Onlara göre bu cins çok ilgi istiyordu ve onun sorumluluğunu almak istemiyorlardı.
Bu kısa konuşma, uzun ve samimi bir sohbete dönüştü. Misha son derece içten, mütevazı ve konuşması kolay biriydi. Babası emniyet teşkilatında görev yapıyor, annesi ise Rus dili ve edebiyatı öğretmeni olarak çalışıyordu. Arina da kendi hayatını gizlemedi. Çocuk esirgeme yurdunda büyüdüğünü, daha sonra evlat edinildiğini ve kendisini büyüten anne babasının kan bağı olmasa da ona sonsuz sevgi verdiğini anlattı.
Tanışmalarının ardından sık sık görüşmeye başladılar. Gün geçtikçe birbirlerine daha çok bağlandılar. Bir süre sonra Misha, Arina’yı ailesiyle tanıştırdı. Arina da onu annesi Svetlana ile tanıştırdı. İlişkileri hızla ciddileşti ve ikisi de ortak gelecek kurmaya karar verdi. Nihayet evlilik konuşulmaya başlanınca Misha’nın anne ve babası, düğün hazırlıklarını birlikte planlamak için Arina ile Svetlana’yı evlerine davet etti.
O gün Arina ve annesi kapıdan içeri girdiklerinde Misha’nın ailesi onları gülümseyerek karşıladı. Ancak Svetlana’nın yüzündeki ifade bir anda değişti. Genç adamın babasını görür görmez yüzünün bütün rengi çekildi. Sanki yıllardır kaçtığı bir hayalet karşısına çıkmıştı. Dudakları titreyerek kızına döndü.
— Arina… Hemen gidiyoruz. Bu evlilik olmayacak.
Arina ne olduğunu anlayamadı. Annesinin sesindeki kararlılık öylesine sertti ki tek kelime bile edemeden peşinden çıktı. Kapı kapandığında Misha ve anne babası oldukları yerde donup kaldılar. Birkaç saniye boyunca hiç kimse konuşamadı. Az önce yaşananlara mantıklı bir açıklama bulamıyorlardı.
İzleyen günlerde Arina defalarca annesine aynı soruyu yöneltti.
— Bana gerçeği söyle. Neden böyle davrandın?
Fakat Svetlana her seferinde gözyaşlarına boğuluyor, yalnızca tek bir cümleyi tekrar ediyordu.
— O düğün olmayacak… Başka hiçbir şey sorma.
Sonunda sessizlik, Misha’nın anne ve babasının bizzat Svetlana’nın evine gelmesiyle bozuldu. Yanlarında oğulları da vardı. İçeri girdiklerinde ağır bir sessizlik hâkimdi. İlk konuşan Misha’nın babası İgor oldu.
— Sveta, artık konuşmanın zamanı geldi. Gerçeği daha fazla saklayamazsın. Herkesin bilmesi gerekiyor.
Svetlana derin bir nefes aldı. Gözlerini yere indirdi ve yavaşça başını salladı.
— Haklısın… Sanırım artık saklanacak hiçbir yer kalmadı.
Ardından yıllardır içinde taşıdığı sırrı anlatmaya başladı.
Svetlana ile İgor’un yolları daha lise yıllarında kesişmişti. İgor son sınıfta okullarına yeni öğrenci olarak gelmişti. Ailesi başka bir şehirden taşınmıştı. İlk karşılaşmalarından kısa süre sonra birbirlerine büyük bir aşkla bağlandılar. Gençliklerinin en güzel günlerini birlikte geçiriyor, geleceklerini birlikte hayal ediyorlardı. Ancak bu masal uzun sürmedi.
Bir gün Svetlana hamile olduğunu öğrendi.
Gerçeği aileleri öğrenince her şey onların kontrolüne geçti. Kimse gençlerin fikrini sormadı. İgor tam on sekiz yaşına girmişti ve hemen askere gönderildi. Svetlana’nın ise hamileliği ilerlediği için artık doğumu engellemek mümkün değildi.
Doğum son derece ağır geçti. Doktorlar genç kadını güçlükle hayatta tutabildi. Kendine geldiğinde ona kız bebeğinin ölü doğduğu söylendi. Bununla da kalmadılar; bir daha asla çocuk sahibi olamayacağını da eklediler.
Kısa süre sonra Svetlana’nın ailesi başka bir semte taşındı. Yaşananlar zamanla geçmişin karanlık bir köşesine gömülmüş gibi görünüyordu. Fakat Svetlana hiçbir zaman o acıyı unutamadı. İgor’u da görmek istemiyordu. Çünkü kızını kaybetmenin acısını her gördüğünde yeniden yaşıyor, onu bu acının ayrılmaz bir parçası olarak görüyordu.
Yıllar geçti. Dört yıl sonra Svetlana’nın önce babası, ardından annesi hayatını kaybetti. Ölüm döşeğinde annesi artık gerçeği daha fazla saklayamadı ve kızına her şeyi itiraf etti.
— Bebeğin ölmedi… Kızın yaşıyor. Onu doğar doğmaz çocuk esirgeme yurduna verdiler.
Bu sözler Svetlana’nın dünyasını bir kez daha altüst etti.
Ancak o zamana kadar hayatı tamamen değişmişti. Anton ile evlenmişti ve yeni bir aile kurmuştu. Yine de kızını geri alabilmek için eşini ikna etti. Birlikte çocuk esirgeme yurduna giderek küçük Arina’yı evlat edindiler.
Fakat Svetlana, Anton’a bile gerçeği söylemeye cesaret edemedi. Arina’nın aslında kendi öz kızı olduğunu yıllarca herkesten gizledi. Bu ağır sırrı yalnızca Anton ölüm döşeğindeyken ona açıklayabildi. Yaşadığı acının, pişmanlığın ve yıllardır taşıdığı yükün tamamını ancak o son günlerinde paylaşacak gücü bulmuştu.

— Yani… sen benim gerçek annemsin, Misha’nın babası da öz babam mı? — diye sordu Arina, duyduklarının etkisiyle donup kalmış bir halde.
Svetlana gözyaşlarını tutamadı. Titreyen sesiyle kızına baktı.
— Evet, kızım… Gerçek bu. Sen benim öz evladımsın.
Arina’nın gözlerinden yaşlar süzülürken odada derin bir sessizlik oluştu. O an yıllardır cevabını aradığı bütün sorular birer birer anlam kazanmaya başlamıştı.
