Yetimhanede birlikte büyüdüğüm adamla evlendim: Hayatımızı değiştiren gerçek

Onu ilk gördüğümde sıradan bir çocuk gibi görünüyordu. Ama kısa süre içinde onun diğerlerinden farklı olduğunu fark ettim. Benimle konuşmaya çalışıyor, sessizliğime rağmen pes etmiyordu. İlk başlarda ona mesafeli davrandım. Ancak Matteo’nun samimiyeti ve içtenliği zamanla duvarlarımı yıkmaya başladı.

Bir gün öğle yemeğinde tek başıma otururken yanıma geldi ve hiçbir şey söylemeden tepsisindeki tatlının yarısını bana uzattı. Bu çok küçük bir hareketti ama benim için büyük anlam taşıyordu. Uzun zamandır biri bana karşı karşılık beklemeden iyilik yapmamıştı.

O günden sonra yavaş yavaş arkadaş olduk. Birlikte ders çalışıyor, bahçede oynuyor, gelecekle ilgili hayaller kuruyorduk. Ne zaman kötü bir gün geçirsem Matteo yanımda oluyordu. Ağladığımda beni dinliyor, korkularımı küçümsemeden anlamaya çalışıyordu. Ben de onun yaşadığı zorlukları öğrenmeye başladım. Meğer o da benim gibi terk edilmenin acısını çok iyi biliyormuş.

Birbirimizin yaralarını tamamen iyileştiremesek de onları taşımayı biraz daha kolay hale getirdik. Yetimhanenin soğuk ve yalnız dünyasında birbirimize tutunacak bir dal olmuştuk. Yıllar boyunca dostluğumuz güçlendi ve hayatımızdaki en sağlam bağa dönüştü.

O günlerde bunun sadece bir arkadaşlık olmadığını henüz bilmiyordum. Bildiğim tek şey, uzun yıllar boyunca ilk kez birinin gerçekten kalacağını hissetmemdi. Matteo, hayatımda ayrılmayan ilk insandı. Ve farkında olmadan, bana yeniden güvenmeyi öğreten kişi olmuştu.

Matteo dokuz yaşındaydı ve omurgasındaki doğuştan gelen bir rahatsızlık nedeniyle tekerlekli sandalye kullanıyordu. Yetimhanedeki birçok çocuk ona nasıl yaklaşacağını bilmiyordu. Bazıları yanlış bir şey söylemekten çekiniyor, bazıları istemeden onu incitmekten korkuyordu. Ne yazık ki bazıları ise onu görmezden gelmeyi tercih ediyordu. Bu durum Matteo’yu üzse de o bunu belli etmemeye çalışıyordu.

Ben ise ilk akşam yemeğinde hiç tereddüt etmeden onun yanına oturdum. Masada sessizce yemek yerken ona dönüp gülümseyerek, çikolatalı pudingimi elmasıyla değiştirmek isteyip istemediğini sordum. Önce şaşırdı, sonra yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi. O küçük sohbet, yıllar sürecek çok özel bir dostluğun başlangıcı oldu. O günden sonra neredeyse her anımızı birlikte geçirmeye başladık.

Matteo son derece zeki, meraklı ve öğrenmeye aç bir çocuktu. Özellikle teknolojiye ve bilgisayarlara büyük ilgi duyuyordu. Yetimhaneye bağışlanan eski bilgisayarları saatlerce inceleyip parçalarına ayırıyor, nasıl çalıştıklarını anlamaya çalışıyordu. Karmaşık görünen şeyleri çözmekten büyük keyif alıyordu. Bir gün başarılı bir mühendis olmayı hayal ettiğini sık sık anlatırdı.

Ben de elimden geldiğince ona yardımcı olmaya çalışıyordum. Üst raflardaki kitapları onun için indiriyor, ihtiyacı olduğunda yanında oluyordum. O da bana derslerde destek veriyordu. Özellikle matematik konusunda çok iyiydi. Çözmekte zorlandığım problemleri sabırla anlatır, pes etmeme izin vermezdi. Birlikte geçirdiğimiz her gün, aramızdaki güven bağını biraz daha güçlendiriyordu.

Zaman ilerledikçe dostluğumuz yalnızca ortak anılardan ibaret olmaktan çıktı. Birbirimizin ailesi haline gelmiştik. Hayatın bize sunduğu eksiklikleri birlikte tamamlıyor, kötü günlerde birbirimize destek oluyorduk. Yetimhanenin duvarları arasında büyürken birçok çocuk yeni ailelere kavuştu. Biz ise her seferinde geride kalanlar arasında yer aldık.

Ne Matteo ne de ben hiçbir zaman evlat edinilmedik.

Yıllar boyunca farklı ailelerin gelip çocukları seçişini izledik. Her seferinde içimizde küçük bir umut doğuyor, ardından sessizce sönüyordu. Başlangıçta bu durum bizi derinden yaralasa da zamanla birbirimize tutunmayı öğrendik. Yalnız olmadığımızı biliyorduk çünkü yanımızda güvenebileceğimiz bir insan vardı.

Doğum günlerimiz geldiğinde uzun uzun gelecekten konuşurduk. Kendimize söz vermiştik: Bir gün kendi ailemizi kuracaktık. Ama bu aile, geçmişte özlemini çektiğimiz şeylerin tam tersini temsil edecekti. İçinde terk edilme korkusu olmayacak, sevgi koşullara bağlı olmayacak ve hiç kimse kendini değersiz hissetmeyecekti. Sadakat, güven ve karşılıklı destek üzerine kurulu bir yuva hayal ediyorduk.

Yetimhaneden Üniversiteye: Birlikte Gelecek İnşa Etmek

On sekiz yaşımıza geldiğimizde yetimhaneden ayrılma zamanı geldi. Yanımızda sadece birkaç bavul, yıllar içinde biriktirdiğimiz mütevazı tasarruflarımız ve sarsılmaz bir kararlılık vardı. Önümüzde belirsizliklerle dolu bir dünya uzanıyordu, ancak korkularımızdan daha büyük olan şey birbirimize duyduğumuz güvendi.

Yeni hayatımıza Bologna’da başladık. Üniversite sınavlarını kazanmıştık ve aynı şehirde kalmaya karar verdik. Ben Eğitim Bilimleri bölümünü seçtim çünkü çocuklarla çalışmak ve onların hayatlarında olumlu bir fark yaratmak istiyordum. Matteo ise çocukluğundan beri tutkuyla bağlı olduğu alanda ilerleyerek Bilgisayar Mühendisliği okumaya başladı.