🔺— Sen doğum iznindeyken seni ben geçindirdim. Şimdi işe dönüyorsun, beni kapının önüne koyuyorsun. Bunun adaleti nerede? — ama Olya o sırrı çoktan biliyordu

Galina Petrovna akşam elinde bir poşet elmayla geldi. Yüzünde Olya’nın çocukluğundan beri tanıdığı o ifade vardı — her şeyi çoktan anlamış, ama kızının önce konuşmasını bekleyen bir annenin ifadesi.

— Anne, otur.

— Zaten oturdum. Anlat.

— Artur çalışmıyor. Aylardır. Dedesinden kalan yazlığı satmış ve o parayı harcıyor. Bir kısmını bize maaş gibi getiriyor. Bir kısmını başka bir kadına yediriyor.

Galina Petrovna soymakta olduğu elmayı bıraktı ve bıçağı yavaşça kenara koydu.

— Emin misin?

— Fotoğraf var. Kız kardeşi doğruladı. Yazlık satılmış, bu gerçek. İşe gitmiyor — kontrol ettim. Dün iş numarasını aradım, telesekreter çıktı. Resepsiyonu aradım, bana ocakta ayrıldığını söylediler.

— Ocakta. Svetka dört aylıktı.

— Evet.

Galina Petrovna bir dakika sustu. Olya annesinin ne yaşadığını görüyordu — durum yüzünden değil, seçeceği kelimeler yüzünden zorlanıyordu. Olya nedenini biliyordu. Babası da bir zamanlar başka bir sokağa sapmıştı. Annesi o zaman kalmayı seçmişti. Şimdi kızını ne kalmaya ne gitmeye zorlamaya hakkı yoktu.

— Olya, sana tek bir şey söyleyeceğim. Babanla bizde olan… başka bir şeydi. O itiraf etti. Kendi geldi. Sürünerek geldi, ağladı, af diledi. Ve bir daha tekrarlamadı. Burada başka bir şey var. Burada bir düzen var. O, içinde senin sadece dekor olduğun bir hayat kurmuş.

— Biliyorum.

— Ne karar verdin?

— Onu çıkaracağım. Ev senin. Burada hiçbir hakkı yok.

— Hazır olduğundan emin misin?

— İki hafta sonra işe dönüyorum. Bir kızım var. Başımın üzerinde bir çatı var. Bana kendi parasından kırıntı getirip bunu geçindirmek diye adlandıran bir adama ihtiyacım yok.

— Bekle. Nasıl yani — kendi parandan?

Olya telefonunu çıkardı. Notları açtı. Annesine hesabı gösterdi.

— Yazlık yaklaşık iki buçuk milyon ederdi. Dört ayda bana toplam yüz yirmi bin getirdi. Geri kalanı ya o kadında, ya yedi içti, gezdi. Bu para işten değil, yazlıktan. Bana kendi mirasından kırıntı verip minnettar olmamı istedi.

Galina Petrovna ayağa kalktı, kızının yanına geldi ve elini omzuna koydu.

— Başaracaksın.

— Biliyorum.

— Sadece bir şey, Olya. Bunu temiz yap. Bağırmadan, skandalsız. Soğuk ve net. Sonra hiçbir şeyi tersine çeviremesin.

— Tam da öyle yapacağım.

Artur cuma günü yine alışılmış yorgun adam yüzüyle eve döndü. Ceketini astı, mutfağa geçti. Masanın üzerinde bir zarf duruyordu. İçinde çıktılar vardı: eski işyerinin resepsiyonuyla yapılan aramanın tarihli ekran görüntüsü, alışveriş merkezindeki fotoğraf, arsanın sahibinin değiştiğine dair bahçe kooperatifinden alınan belge.

Zarf elinde, karşısında ellerini masanın üzerinde birleştirerek oturan Olya’ya bakakaldı.

— Bu ne?

— Bu senin gerçek hayatın. Benden sakladığın hayat.

— Olya, sen anlamıyorsun…

— Her şeyi anlıyorum. Ocakta işten ayrıldın. Dedenin yazlığını sattın. Bana üç kuruş getirip buna maaş dedin. Geri kalanını her gün birlikte vakit geçirdiğin kadına harcadın, ben senin kızını emzirirken.

— Bu doğru değil! Kim doldurdu seni?

— Artur, yapma. İşyerini aradım. Ocaktan beri orada yoksun. Bu dedikodu değil. Bu gerçek.

Artur zarfı masaya bıraktı. Yüzü değişiyordu — şaşkınlıktan hesaba, hesaptan Olya’nın onda sadece yabancılarla konuşurken gördüğü o özel arsızlığa geçti. Şimdi o arsızlık ona yönelmişti.

— E ne olmuş? Ben seni geçindirdim. Hangi parayla olduğu benim meselem. Yazlık benimdi. Dedem bana bıraktı. Satmaya da harcamaya da hakkım vardı.

— Hakkın vardı. Ama iki buçuk milyondan eve sadece yüz yirmi bin getirdin. Geri kalanını metresine yedirdin. Üstelik her akşam bu masaya oturup işten yorulduğunu söyledin.

— Ben elimden geldiği gibi yaşadım!

— Hayır. Sen istediğin gibi yaşadın. Beni de aptal yerine koydun. Bu hayat değil, Artur. Bu tiyatro.

— Peki şimdi ne olacak?

— Şimdi gidiyorsun. Eşyalarını topluyor ve gidiyorsun.

— Nereye?!

— Nereye istersen. Bu ev benim. Sana ait hiçbir şey yok burada.

— Sen doğum iznindeyken seni ben geçindirdim!

— Satılmış mirastan bana kırıntı verdin. Bu geçindirmek değil. Bu sadaka.

— Şimdi işe döndün diye beni kapı dışarı mı ediyorsun? Adalet nerede?

— Adalet, karısını ve çocuğunu kandıran bir insanın hak ettiğini tam olarak almasıdır. Boş bir eşik.

Artur telefonu kaptı ve bir numara çevirdi. Bir saniye sonra yüksek ve heyecanlı bir sesle konuşmaya başladı.

— Maksim, gel. Beni evden kovuyor. Evet, hemen şimdi!

Arkadaşı yarım saat sonra geldi. İri yapılı, yüksek sesli, bulunduğu her odada son sözün kendisine ait olmasına alışmış bir adamdı. İçeri girdi, etrafına baktı ve hemen Olya’ya döndü.

— Olya, sana saygım var ama abartıyorsun. Artur seni geçindirdi. Başka biri varken çekip gidebilirdi. Bırakabilirdi. Ama kaldı. Besledi. Bu bir şey ifade eder.

— Maksim, ciddi misin sen?

— Tamamen. Adam eve para getirmiş. Nereden getirdiği seni ilgilendirmez.

— Ayda yirmi bin getirdi. İki buçuk milyonun içinden. Kalanını metresine verdi. Ben de minnettar mı olmalıyım?

— Hiç getirmeyebilirdi!