Andrey sustu. Bunun geçeceğini sandı. Birkaç güne dağılıp kaybolacak küçük bir sinir sandı. Yanıldı.
Ertesi hafta Olga, kayınvalidesinin yanına gitti. Galina İvanovna patates sırasının dibini dolduruyordu.
— Galina İvanovna, kompostu ortak yığından mı alıyorsunuz?
— Evet, Olga’cığım. Sen her şeyi kullan demiştin.
— Ben makul ölçüde demek istemiştim. Siz neredeyse yarısını bitirmişsiniz.
Kayınvalide doğruldu ve gelinine baktı. Bakışında kırgınlık yoktu — yalnızca dikkat vardı.
— Tamam. Kendi kompostumu getiririm.
— Bir de, — Olga durmadı. — Çok erken suluyorsunuz. Hortumun sesi sabah altıda beni uyandırıyor.
— Bitkiler sıcak basmadan sulanmalı.
— O zaman suyu kovalarla taşıyın. Sessizce.
Galina İvanovna bir an sustu. Sonra başını salladı.
— Anlaştık.
Andrey bu konuşmayı ancak akşam öğrendi. Üstelik karısının anlattığı şekliyle.
— Ona biraz daha dikkatli davranmasını söyledim. Normal karşıladı.
— Olga, neden? Neden anneme takılıyorsun?
— Takılmıyorum. Kendi arsamda düzeni koruyorum.
— Bizim arsamızda.
— Çok net konuşacaksak, benim de arsam. Buraya o hayatı boyunca koyamayacağı kadar emek koydum.
Andrey göğsünde karanlık bir şeyin yükseldiğini hissetti. Derin bir nefes aldı.
— O benim annem.
— Biliyorum. Ve ona her zaman iyi davrandım. Ama sınır sınırdır.
İki hafta sonra Galina İvanovna’nın yatakları tanınmaz hâle gelmişti. Düzgün yeşil sıralar, güçlü filizler, kabakların ilk meyveleri. Havuçlar gür ve birlikte yükselmişti. Patates yaprakları koyu yeşil, sağlam duruyordu. Olga’nın inancına göre yalnızca ısırgan otunun büyüyebileceği o toprak parçasında.
Olga kendi çiçeklerinin yanında durup buna baktı. Şakayıkları güzeldi. Ama karın doyurmuyordu. Ürün vermiyordu. Onlar sadece süstü — hepsi bu.
— Andrey, — dedi eve girip eldivenlerini masaya bırakarak. — Bu işten bıktım artık.
— Hangi işten?
— Annen bizim arsamızda sebze bahçesi kurdu. Orası artık köy avlusuna benzedi. Komşular gelip bakıyor. Utanıyorum.
— Utanıyor musun? Neden? — Andrey karısına döndü. — Yaşlı bir kadın havuç yetiştirdi diye mi?
— Dacha’mız kolhoza döndüğü için. Ben yıllarca burayı şeker gibi yapmaya çalıştım. Şimdi ne var? Yataklar, kompost, kovalar. Benim istediğim bu değildi.
— Onu sen davet ettin. Yerini sen gösterdin. “Ne istiyorsan yap” diyen de sendin.
— Orayı küçük bir çiftliğe çevireceğini nereden bileyim!
— Üç yatak, Olga. Üç yatak ve bir sıra patates. Eski kulübenin yanında, en uzak köşede. Zaten hiçbir şeyin büyümediği yerde.
— Burası benim arsam!
— Burası benim arsam, — dedi Andrey alçak ama net bir sesle. — Bu dacha bana dedemden kaldı. Okulu bitirdiğimde verdi. Yetişkin hayata adım atışımın hediyesi olarak. Bunu biliyorsun.
— Ne olmuş? Ben buraya on yılımı verdim!
— O ise iki ayını verdi. Ve senin imkânsız dediğin şeyi yetiştirdi.
Olga sustu. Yüzü sertleşti, gözleri kısıldı. Arkasını döndü ve kapıyı çarparak çıktı.
Ertesi sabah Andrey alışılmadık bir sessizlikle uyandı. Normalde o saatte annesinin bahçedeki ayak seslerini, suyun şırıltısını, aletlerin hafif tıkırtısını duyardı. Bugün — hiçbir şey.
Verandaya çıktı ve gördü: Olga annesinin yataklarının yanında duruyordu. Yanında da Galina İvanovna vardı, dimdik durmuş, dinliyordu.
Karısının tam olarak ne dediğini duymadı, fakat el hareketini gördü — kapıya doğru sert bir savurma.
— Yeter artık, buna bakmaktan bıktım, — Olga’nın sesi verandaya kopuk kopuk ulaştı. — Yarın gidiyorsunuz.
Andrey dondu. Ayakları basamaklara yapışmış gibiydi.
Galina İvanovna yavaşça doğruldu. Ellerindeki toprağı dikkatle silkeledi — parmak parmak. Eski küreği yatağın kenarına bıraktı. Sonra arkasına bakmadan eve doğru yürüdü.
On dakika içinde çantasını topladı. Andrey’in durduğu verandaya çıktı.
— Anne…
— Gerek yok, — kadın elini kaldırdı. — Ben her şeyi anladım.
— Ben bunu çözeceğim.
— Çözmedin. Verandada durdun ve baktın. Karının beni kovmasını izledin. Benim oğlum.
Andrey ağzını açtı, sonra kapattı. Söyleyecek sözü yoktu. Ağırlığı olacak tek bir cümle bile bulamadı.
— Otobüsle giderim, — Galina İvanovna basamaklardan indi. — Beni uğurlamana gerek yok.
Ama Andrey onun arkasından gitti. Sessizce. Durağa kadar. Otobüs yedi dakika sonra geldi. Galina İvanovna basamakları çıktı, arkasına dönmedi. Kapılar kapandı.
Andrey boş durakta durdu ve uzaklaşan otobüsün ardından baktı. Otuz sekiz yaşındaydı. Kendini yetişkin, bağımsız ve güvenilir biri sanırdı. O anda ise hayatının en önemli sınavından kalmış bir çocuk gibi hissediyordu.
Üç gün boyunca Andrey, Olga ile konuşmadı. Olga hiçbir şey olmamış gibi arsanın içinde dolaştı. Çiçeklerini suladı, çalıları budadı, verandada kahve içti.
Dördüncü gün Andrey annesinin yataklarının yanına gitti. Kabaklar dolmuştu, havuç yaprakları dimdikti, patates çalıları çiçek açmıştı. Ürün toplanmaya hazırdı — biraz daha zaman, hepsi bu.
Beşinci gün yataklar bomboştu.
