— Ve bunu aklından çıkarma, Ksyuşa: Sonucun ne olacağı hiç önemli değil. Başarabiliriz ya da başaramayabiliriz. Sen zaten benim için her şeysin. Sen benim ailemsin, benim hayatımsın.
Oksana artık kendini tutamadı. Yüzünü Sergey’nin omzuna gömerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Sergey onun saçlarını yavaşça okşuyor, bedeninin hâlâ titrediğini hissediyordu. Aylar sonra ilk kez içinde gerçek bir huzur vardı. Şüphe, korku ve kıskançlığın yerini tarifsiz bir rahatlama almıştı.
Bir hafta sonra Sergey, Roman’dan uygulanan tedavinin tüm aşamalarını ayrıntılı biçimde anlatmasını kendisi istedi. Ardından bir üreme uzmanından randevu aldı ve gerekli tetkikleri yaptırdı.
Bütün bunları Oksana’ya henüz söylemedi.
Artık tek amacı, onun yanında gerçekten güvenebileceği bir eş olmak, tedavinin yükünü birlikte taşımak ve ona endişe vermek yerine destek olmaktı.
Aradan üç ay geçti.
Bir sabah Oksana elinde üzerinde iki çizgi bulunan gebelik testiyle Sergey’nin karşısına çıktı.
Sergey teste uzun süre baktı.
Sonra hiçbir şey söylemeden karısını kollarının arasına aldı. Onu sıkıca sarıldı ve kulağına sessizce:
— Biliyordum… Her zaman biliyordum. Biz bunu mutlaka başaracağız, — diye fısıldadı.
O günden sonra Sergey, lekelenen iç çamaşırlarını neredeyse her gün kendisi yıkamaya devam etti.
Fakat artık bu alışkanlığın içinde ne kuşku vardı ne de korku.
Çamaşır sepetindeki her yeni parça ona başka bir şeyi hatırlatıyordu: birlikte aşılmış zorlu bir dönemi, sabrı, sevgiyi ve birbirlerine duydukları güveni.
Bir zamanlar Sergey için şüphe ve ihanetin işareti gibi görünen o lekeler, şimdi hayatlarının en güzel döneminin sessiz hatırasına dönüşmüştü.
Çünkü bazen insanı gerçeğe götüren şey büyük sözler değil, küçücük bir ayrıntıdır.
Ve bazen sevdiğimiz kişiyi gerçekten anlamak için onu suçlamak yerine sadece dinlememiz gerekir.
