“Onlar sonuç ister.”
Hiç beklemeden cevap verdim.
“Sonuçlar zaten ortada.”
“Hedeflediğimiz dördüncü çeyrek kâr tahminlerini yüzde sekiz aşmış durumdayız.”
Salondaki herkese tek tek baktım.
“Bugün bu koltuktan inmeyeceğim.”
“Tam tersine…”
“Geleceğin şirketlerinin nasıl yönetileceğini göstermeye devam edeceğim.”
Salon yeniden sessizliğe gömüldü.
Kimse konuşmuyordu.
Omuzlarıma çöken baskı neredeyse fiziksel bir ağırlık gibiydi.
Artık saklayacak hiçbir şeyim kalmamıştı.
Bütün kartlarımı masaya açmıştım.
Richard boğazını temizledi.
“Tarafların görüşleri dinlenmiştir.”
Dosyasını kapattı.
“Şimdi resmî oylamaya geçiyoruz.”
Kısa bir duraksamanın ardından ağır ağır konuştu.
“Morgan Vance’in, Carter Hughes’un derhâl CEO görevinden alınmasına yönelik teklifini kabul eden üyeler…”
“El kaldırsın.”
Nefesimi fark ettirmeden tuttum.
Kalbim göğsümün içinde deli gibi çarpıyordu.
Ama yüzümde en ufak bir duygu okunmuyordu.
Morgan hiç tereddüt etmeden elini havaya kaldırdı.
Yüzündeki ifade zaferden emindi.
Birkaç saniye sonra Mali İşler Direktörü de onu izledi.
Ardından masanın diğer ucundaki üç yönetim kurulu üyesi sessizce ellerini kaldırdı.
Toplam beş oy…
Salon yeniden sessizliğe gömüldü.
Richard ağır bir nefes aldı.
“Karşı olanlar?”
Sesi eskisinden daha gergindi.
Bu kez bekleme olmadı.
Beş el aynı anda havaya kalktı.
Sonuç…
Beşe beş.
Tam anlamıyla çıkmaza girilmişti.
Salondaki herkes yavaşça Richard’a döndü.
Artık karar yalnızca ona aitti.
Yönetim kurulu başkanı olarak son sözü söyleyecek kişi oydu.
Richard önce bana baktı.
Yüzündeki ifadeyi okumak imkânsızdı.
Ne düşündüğünü belli etmiyordu.
Sonra gözlerini Morgan’a çevirdi.
Morgan ise ona neredeyse emir verircesine bakıyordu.
Bakışlarında sabırsızlık…
Baskı…
Ve kazanma hırsı vardı.
Richard yavaşça altın renkli dolma kalemini eline aldı.
Derin bir nefes verdi.
“Carter…”
“Ortaya koyduğun yeni yönetim anlayışı…”
Kısa bir duraksama yaşadı.
“…kabul etmeliyim ki oldukça değerli.”
“Ancak küresel piyasalar belirsizlikten nefret eder.”
Önündeki deri kaplı dosyaya baktı.
“Bu yüzden oyumu…”
“Bir dakika!”
Morgan’ın sesi salonu kesti.
Bu kez sesi önceki kadar sert değildi.
Tam tersine…
Tehlikeli derecede yumuşaktı.
İnsanların tüylerini ürpertecek kadar sahte bir sakinlik taşıyordu.
Yüzündeki ifade de değişmişti.
Artık yalnızca kazanacağından emin biri gibi görünmüyordu.
Avını bitirmeye hazırlanan biri gibi görünüyordu.
“Kararını açıklamadan önce…”
Richard’a dönerek konuştu.
“Yönetim kurulunun mutlaka görmesi gereken son bir belge var.”
Yavaşça lüks evrak çantasını açtı.
İçinden ince, eskimiş mavi renkli bir dosya çıkardı.
Dosyayı sert bir hareketle siyah mermer masanın üzerinde Richard’a doğru itti.
“Sözünü etmek istemezdim.”
Başını hafifçe salladı.
“Gerçekten istemezdim.”
Bunu söylerken gözleri bir an bile benden ayrılmıyordu.
Yalan söylediğini ikimiz de biliyorduk.
“Babam Arthur Vance…”
“…insanlara kolay kolay güvenmezdi.”
“Şirketimizin ana araştırma merkezini finanse eden vakfın kuruluş sözleşmesini hazırlarken özel bir madde ekledi.”
Salonda herkes dikkat kesilmişti.
“Bu madde…”
“…ahlaki güven ve kurumsal istikrar şartı içeriyor.”
Richard dosyayı açmaya başlamıştı.
Morgan konuşmasını sürdürdü.
“Eğer görevde bulunan CEO şirketin operasyonel bütünlüğünü tehlikeye atacak ölçüde sorumsuz davranırsa…”
“…Vance Vakfı sahip olduğu tüm temel patentleri derhâl geri çekme hakkına sahip.”
Kanımın çekildiğini hissettim.
Kalbim sanki bir an durdu.
O patentler…
Şirketimizin gerçek temeliydi.
Yıllardır geliştirdiğimiz bütün teknolojilerin omurgasıydı.
Onlar olmadan Vanguard’ın elinde neredeyse hiçbir şey kalmazdı.
Richard belgeleri hızla incelemeye başladı.
Yüzünün rengi saniyeler içinde soldu.
Elindeki dosyaya inanamaz gibi bakıyordu.
Sessizliği ben bozdum.
Sesim alçaktı.
Ama her kelime buz gibi çıkıyordu.
“Morgan…”
“Bu patentleri bugün gerçekten geri çekersen…”
“Şirketi kurtarmış olmayacaksın.”
“Onu tamamen yok edeceksin.”
Morgan gözünü bile kırpmadı.
“Hayır.”
Sesi taş kadar sertti.
“Seni durdurarak onu kurtarmış olacağım.”
Sonra yeniden Richard’a döndü.
Dudaklarında ürpertici bir gülümseme belirdi.
“Şimdi kararını ver.”
“Carter’ın görevden alınması yönünde oy kullan…”
“…ya da ben bu saniye Vanguard’ı kendi ellerimle küle çeviririm.”
Morgan’ın tehdidinden sonra toplantı salonunu öylesine ağır bir sessizlik kapladı ki, sanki milyarlarca dolarlık bir şirket aynı anda nefesini tutmuştu.
Richard önündeki mavi dosyaya bakıyordu.
Arthur Vance’in yıllar önce hazırladığı vakıf sözleşmesi artık yalnızca bir evrak değildi.
Vanguard’ın kalbine doğrultulmuş dolu bir silah gibiydi.
Önce Morgan’a baktı.
Şirketi kurtarmak adına onu yok etmeye bile hazır oluşuna inanmakta zorlanıyordu.
