Matteo, yıllar boyunca edindiği yazılım ve teknoloji bilgisini projeye aktardı. Özellikle alternatif ve destekleyici iletişim alanında açık kaynaklı yazılımlar geliştirmeye odaklandı. Konuşma güçlüğü yaşayan bireylerin kendilerini daha rahat ifade edebilmelerine yardımcı olacak sistemler üzerinde çalıştı. Geliştirilen araçların ücretsiz ve erişilebilir olması onun için vazgeçilmez bir ilkeydi.
Ben ise eğitim ve aile destek programlarının sorumluluğunu üstlendim. Çocukların gelişim süreçlerini destekleyen etkinlikler hazırlıyor, ebeveynlere rehberlik ediyor ve ekonomik ya da sosyal zorluklar yaşayan ailelere yardımcı olacak programlar oluşturuyordum. Özellikle koruma altındaki çocuklar ve bakım evlerinde büyüyen gençler için özel çalışmalar yürütmek benim için büyük önem taşıyordu.
En başından itibaren tek bir konuda nettik:
Bu proje bir tanıtım kampanyası olmayacaktı.
Gazete manşetlerinde yer almak ya da insanların takdirini kazanmak için çalışmıyorduk. Amacımız gerçek ihtiyaçlara gerçek çözümler üretmekti. Bu nedenle projeyi oluştururken yalnızca uzmanların değil, doğrudan deneyim sahibi insanların da görüşlerini aldık.
Üniversitelerle iş birliği yaptık.
Fizyoterapistler, psikologlar, eğitim uzmanları ve genç mühendisler projeye katıldı.
Ama en önemlisi, engelli bireyleri sadece yardım alan kişiler olarak görmedik.
Onları karar süreçlerinin merkezine yerleştirdik.
Çünkü hayatlarını en iyi anlayan kişiler yine kendileriydi.
Yeni teknolojilerin tasarlanmasından eğitim programlarının oluşturulmasına kadar pek çok konuda onların görüşleri belirleyici oldu. Böylece merkez, insanlar adına karar veren bir yapı değil; insanların kendi geleceklerini şekillendirebildikleri bir alan haline geldi.
İlk yıllar oldukça yoğun geçti.
Karşılaştığımız zorluklar az değildi.
Ancak her geçen gün daha fazla insanın hayatına dokunduğumuzu görmek bizi motive ediyordu.
Üç yıl içinde “Nuovi Passi”, yalnızca Milano’da değil, ülkenin farklı bölgelerinde de tanınan önemli bir merkez haline geldi.
Maddi imkânları yetersiz olan ailelere ücretsiz danışmanlık hizmetleri sunuyorduk.
Rehabilitasyon desteğine ihtiyaç duyan çocuklar için özel programlar geliştiriyorduk.
Bakım evlerinde büyüyen gençlere burs imkânları sağlıyor, eğitim hayatlarında karşılaştıkları engelleri azaltmaya çalışıyorduk.
Merkezden destek alan birçok genç daha sonra üniversiteye gitmeyi başardı.
Bazıları teknoloji alanında kariyer yaptı.
Bazıları ise sosyal hizmetlerde çalışarak başkalarına yardım etmeyi seçti.
Her başarı hikâyesi bize aynı şeyi hatırlatıyordu:
Bir insana fırsat verildiğinde, hayatı tamamen değişebilir.
Bir gün merkezde düzenlenen atölye çalışmalarından birinde unutamayacağım bir olay yaşandı.
Tekerlekli sandalye kullanan küçük bir kız çocuğu, Matteo’nun anlattığı bir teknoloji sunumunu dikkatle dinliyordu.
Etkinlik sona erdiğinde yanına geldi.
Yüzünde heyecan dolu bir ifade vardı.
Matteo’ya bakarak şöyle dedi:
“Ben büyüyünce senin yaptığın işi yapmak istiyorum.”
O an odada kısa bir sessizlik oluştu.
Matteo gülümsedi.
Ama gözlerinde oluşan nemi fark etmemek mümkün değildi.
Çünkü yıllar önce o da aynı durumda olan bir çocuktu.
Kendisine inanan birine ihtiyaç duymuştu.
Şimdi ise başka bir çocuğa ilham veren kişi olmuştu.
Onu izlerken içimden geçen tek şey şuydu:
Yaşadığımız her zorluk, her hayal kırıklığı ve her mücadele bizi tam da bu ana hazırlamıştı.
Birlikte Büyüdüğüm Adamla Evlendim: Güven ve Sorumluluk Üzerine Bir Son
Bugün geçmişe dönüp baktığımda, düğünümüzün ertesi sabahı kapımızın çalınmasını artık farklı görüyorum.
O gün yaşadığım korkuyu hâlâ hatırlıyorum.
Bir yabancının söylediği birkaç cümle, kurduğum tüm dünyayı sarsmıştı.
O an bunu bir tehdit gibi algılamıştım.
Sanki mutluluğumuz elimizden alınmak üzereydi.
Oysa yıllar sonra anladım ki, o sabah aslında hayatımızın en büyük fırsatlarından birini beraberinde getirmişti.
Kapımızı çalan kişi yalnızca bir haber getirmemişti.
Bize daha büyük bir sorumluluk üstlenme şansı da sunmuştu.
Matteo’nun sakladığı geçmiş, bizi birbirimizden uzaklaştırmadı.
Tam tersine, birbirimizi daha iyi anlamamızı sağladı.
Güvenin her şeyi bilmekten değil, gerçeği öğrendiğinde birlikte kalabilmekten geçtiğini öğrendik.
Ve sorumluluğun sadece kendi hayatını değiştirmek değil, başkalarının hayatına da ışık tutabilmek olduğunu gördük.
Bugün merkezimizin koridorlarında yürürken, yardım alan çocukların gülümsemelerini gördüğümde içimde derin bir huzur hissediyorum.
Çünkü biliyorum ki yıllar önce yetimhanede başlayan hikâyemiz yalnızca bize ait değil.
Artık umut arayan yüzlerce insanın hikâyesinin de bir parçası.
Ve belki de hayatın en güzel yanı budur:
Bazen sizi en çok korkutan gerçekler, sonunda en büyük iyiliklerin kapısını açar.
