Krasnoarmeyskaya 8’deki üç odalı daire annemden kalmıştı. Eski bir Sovyet apartmanıydı ama merkezdeydi, tavanları yüksekti. Annem ben yirmi üç yaşındayken vefat etti. O sırada yeni doğan kızım Alisa ile bu evde tek başıma yaşıyordum. Sonra Oleg’le tanıştım. Yakışıklı, güler yüzlüydü, eli iş tutuyordu. “Lena, birlikte yaşayalım, seni de Alisa’yı da severim,” dedi. İnandım. Onu eve kaydettirdim. Bir yıl sonra annesi Tamara İvanovna geldi — Taşkent’ten, bir valiz ve kraliçe tavrıyla. “Artık burada yaşıyorum, torunuma yardım edeceğim,” dedi. Karşı çıkmadım. Ev büyüktü, üç odalıydı.

Beş yıl boyunca kedi köpek gibi yaşadık ama sustum. Oleg minibüs şoförüydü, ben çiçekçi tezgâhında çalışıyordum. Kayınvalide evde oturur, televizyon izler ve emir verirdi: “Lena, yerleri yanlış siliyorsun, Lena çorbayı tuzladın, Lena, Alisa kötü ders çalışıyor — suç sende.” Oleg susardı. Ben de susardım. Yavaş yavaş mutfak için para biriktiriyordum.
Bir ay önce Oleg eve erken geldi. Yüzü bembeyazdı. “Lena, arabayı pert ettim, birine çarptım. Hastanede. Paraya ihtiyacımız var, evi satalım,” dedi. “Hayır,” dedim. “Bu annemin evi.” Israr etti. Kabul etmedim. Kayınvalide araya girdi: “Lena, bencilsin. Oleg hapse girebilir. Alisa babasız kalır. Satarız, ucuz bir yer alırız.” Yine reddettim.
Üç gün sonra işten geldim — evde deri ceketli yabancılar vardı. Oleg dedi ki: “Bunlar alıcılar. Evi sattım. Yarın notere gidiyoruz.”
— Nasıl sattın? Bu benim evim!
— Seni kaydettirdin, hakkım var, — dedi. — Annem de ortak. Sözleşme imzalandı.
Kayınvalidemin elinde eski vekâletname vardı. Belgelerle uğraşsın diye zamanında ona vermiştim. Ama sahtecilik yapmışlardı — yetkileri değiştirmişlerdi.
Polisi çağırdım. Geldiler, baktılar, “Mahkemelik,” deyip gittiler. Bir hafta sonra mektup geldi: artık ev benim değil. Yüzde elli Oleg’in, yüzde elli annesinin.
Beni dışarı attılar. Kenar mahallede bir oda kiraladım. Alisa ağladı. Ben de ağladım. Sonra güldüm. Çünkü elimde koz vardı.
Çalıştığım çiçekçiye yaşlı bir adam gelirdi. Şık giyimliydi. Meğer adli yazı uzmanıymış. Adı Georgiy Semenoviç’ti. Hikâyeyi anlattım. “Belgeleri getir, ücretsiz inceleme yaparım,” dedi.
Bir hafta sonra rapor hazırdı: imza bana ait değildi. Taklit edilmişti. Hatta “yaşlı bir kadın eli” diye belirtmişti.
Ama hemen mahkemeye gitmedim. Önce biraz eğlenmek istedim.
Kayınvalidem dans hastasıydı. Kültür merkezinde dans kursuna gidiyordu. Orada Kolya amca diye biri vardı — ona âşıktı ama kadın ondan nefret ediyordu. Ben Kolya’yı buldum. Dedim ki: “Size karşı duyguları var, ama utanıyor. Eve gidin, sürpriz yapın.”
Adres verdim. Kendim de eve gizlice girip kamera yerleştirdim.
Kolya tam saatinde geldi. Güllerle. Şampanyayla. Kayınvalidem kapıyı açtı — şok. Kolya bağırdı:
— Tamara! Beni sevdiğini biliyorum!
Oleg çıktı, bağırdı. Kolya bir yumruk attı — Oleg yere yığıldı.
Sonra Kolya müzik açtı… ve kayınvalidemi zorla tango yaptırdı. Kadın çırpındı, bağırdı ama adam gülüyordu:
— Aşk bu!
Oleg kanepede oturmuş izliyordu. Kıpırdayamıyordu.
İki saat sonra Kolya gitti. Ben videoyu kaydettim.
Sonra mahkemeye gittim.
Hakim yeni inceleme yaptıracaktı… ama o anda Alisa ayağa fırladı:
— Hakim teyze! Babam beni her cuma duşa çağırıyordu! Şeker vereceğim diyordu ama vermiyordu!
Salonda ölüm sessizliği oldu.
Hakim gözlüğünü indirdi. Oleg bembeyaz kesildi. Kayınvalide kalbini tuttu. Avukat panikledi.
İşte o an her şey değişti.