Anna anahtarı çevirdi ve kır evinin ağır meşe kapısı sessizce açıldı.
Yorgundu. Çeyrek sonuydu ve baş muhasebeci olarak son üç gündür kahve ve rakamlarla yaşıyordu. Tek isteği sıcak bir duş alıp uyumaktı.
Ama içeri adım atar atmaz durdu.
Geniş antrede, açık renkli zeminin üstünde üç büyük pembe valiz duruyordu. Havada yabancı, ağır ve tatlı bir parfüm kokusu vardı.

Salondan sesler geliyordu.
Anna kaşlarını çattı, ayakkabılarını çıkardı ve içeri geçti.
Gördüğü manzara ucuz bir dizi sahnesini andırıyordu.
Beyaz deri koltukta genç bir kız oturuyordu — yirmi iki yaşlarında, dolgun dudaklı, bakımlı. Yanında Anna’nın kocası Roman, onun elini okşuyordu.
Karşılarında ise kayınvalide, sanki evin sahibi gibi oturmuş çay içiyordu.
— Roma? — diye sordu Anna. — Misafirimiz mi var?
Roman doğruldu. Gözlerinde suçluluk yoktu.
— İyi oldu erken geldin. Konuşmamız lazım.
— Konuş.
— Bu Evelina. Ve benden hamile.
Sessizlik çöktü.
— Ne?..
— Oğlum sonunda baba olacak! — diye atladı kayınvalide. — Sana gelince… senin zamanın geçti. Ona genç biri lazım.
Roman başını salladı:
— Haklı. Değiştim. Başarıya ulaştım. Yanımda sana benzeyen biri değil, bana yakışan biri olmalı.
Anna aynaya baktı.
Yorgun, sade bir kadın gördü.
Ama neden böyle olduğunu hatırlıyordu.
Yıllar önce Roman iflas etmişti.
Borçlar, tehditler…
Onu kurtaran Anna’ydı.
Dairesini sattı.
İş kurdu.
Her şeyi o yaptı.
Şimdi ise…
— Anladım, — dedi sakince. — Sonra?
— Eşyalarını topla ve git. Bugün. Bu ev artık benim yeni ailemin.
— Bugün mü?
— Evet! — dedi kayınvalide. — Çabuk ol.
— Kıyafetlerini de al, — dedi Evelina. — Yer açmam lazım.
Anna sakince baktı.
— Nereye gideyim?
Roman para fırlattı.
— Al. Yeter sana.
On yılın bedeli.
— Sorun çıkarma, — dedi kayınvalide.
Anna ceketini çıkardı, astı ve oturdu.
— Gitmiyorum.
— Ne?!
— Kalk ve çık! — bağırdı Roman.
Anna ona baktı.
— Tamam. Toplarım.
Yukarı çıktı.
— Kutuyu bırak! — diye bağırdı kayınvalide. — Takılar lazım!
Anna durdu.
İçinde bir şey dondu.
Kasayı açtı.
Kırmızı dosyayı aldı.
Üç yıl önce Roman tüm mal varlığını ona devretmişti — vergiden kaçmak için.
Ve geri almamıştı.
Anna aşağı indi.
— Eşyalar nerede? — dedi Roman.
Dosyayı masaya koydu.
— Gitmiyorum.
— Saçmalama!
— Bu ev benim.
Belgeyi açtı.
— Bağış sözleşmesi. Ev bana ait.
Roman’ın rengi attı.
— Bu formaliteydi!
— Biz zaten üç yıldır boşandık.
Evelina şaşırdı:
— Ne?
— Sus! — bağırdı Roman.
Anna devam etti:
— Şirket de benim.
Roman telefonu aldı.
— Erişim yok…
— Seni dün işten çıkardım, — dedi Anna.
Sessizlik.
— Ve eğer gitmezsen, seni zimmetten dava ederim.
Evelina ayağa fırladı:
— Yani sende hiçbir şey yok?
— Bekle…
— Defol! — dedi kız. — Ben zengin sandım seni!
Valizi aldı ve çıktı.
— Bebek?!
— Yalan söyledim.
Kapı kapandı.
Roman yıkıldı.
Kayınvalide Anna’ya döndü:
— Anecik, affet!
— On dakika, — dedi Anna.
Roman diz çöktü:
— Seni seviyorum…
Anna’nın gözlerinde hiçbir şey yoktu.
— Süren başladı.
On beş dakika sonra ev boştu.
Anna pencereye baktı.
Kupayı yere bıraktı.
Paramparça oldu.
Ve ilk kez…
Özgürdü.
