Banyo tarafında şişelerin yer değiştirme sesiyle uyandım. Ses sertti, sahiplenici bir tavırla geliyordu — insan kendi eşyasını böyle oynatmaz. Bu, başkasının eşyasını yerinden ederken verilen o mesajdı: burada fazlasın.
Saat sabah yediyi gösteriyordu. Cumartesi. Haftada bir, en azından dokuza kadar yatma lüksüm olan tek gün.
Mutfaktan taze kahve kokusu geliyordu. Kocam İgor masada oturmuş, dün benim almadığım bacon’lı yumurtayı iştahla yiyordu. Yanında, büyükannemle birlikte kurduğum turşu kavanozum açık duruyordu — izinsiz alınmış bir “ganimet”.

Banyodan Galina Petrovna çıktı. Üzerinde benim bornozum vardı.
— Olesya, sizin suyunuz berbat, çok kireçli. Şu musluktaki tortuya bak. Sen bu evi takip ediyor musun, yoksa sadece tırnaklarını mı düşünüyorsun?
Bunu bana bakmadan söyledi. Oğluna bakıyordu, onay bekler gibi. İgor telefonuna gömülmüş çiğniyordu. Annesi beni azarlarken hep böyle yapardı — devekuşu politikası.
Sessizce kendime kahve doldurdum. Favori kupamı alamadım, çünkü “Dünyanın en iyi eşine” yazan kupadan kayınvalidem içiyordu.
— Bu arada, — dedi İgor aniden, — annem harcamalarımızı hesapladı. Senin isteklerin için fazla para harcıyoruz. Kozmetolog, spor salonu, her gün kahve… Hepsi boşa para. Bu aydan itibaren her şeyini kendin ödeyeceksin.
Mutfakta keskin bir sessizlik oldu. Galina Petrovna zaferle gülümsedi.
Ben sadece kahveden bir yudum aldım.
— Tamam, sevgilim. Haklısın. Herkes kendi masrafını kendi ödesin.
Şaşırdılar.
Sessizce odama geçtim. Kapıyı kilitledim.
Banka uygulamasını açtım. “Aile grubu” bölümünde üç kişi vardı: ben — yönetici; İgor — kullanıcı; Galina Petrovna — ek kullanıcı.
Bir an durdum.
Sonra bastım.
“Gruptan çık.”
“Erişimleri iptal et.”
Onayla.
Bitti.
Ortak hesaptaki tüm parayı, üç yıl önce açtığım kişisel hesaba aktardım. Büyükannemin ev satışından kalan para. Bu evi aldığımız para.
İgor dışarıda kahvesini içiyordu. Henüz hiçbir şeyin değiştiğini bilmiyordu.
Gülümsedim.
Yeni kurallar başlıyordu.
…
İlk üç gün sakindi. Artık eve alışveriş yapmıyordum. Kendime küçük şeyler alıyordum. Çantalar hafifledi.
Üçüncü gün İgor buzdolabını açtı.
— Normal yemek nerede?
— Mantı var. Kefir var. Afiyet olsun.
Homurdandı ve pizza sipariş etti. Kendi kartıyla. Uzun zaman sonra ilk kez.
Dördüncü gün mesaj attı:
“Paraya ne yaptın?! ACİL ARA!”
Bir saat sonra aradım.
— Aile grubunu neden kapattın?! Annem ilaç almaya gitti, kart çalışmıyor!
Onu dinlerken başka bir günü hatırladım. Üç yıl önce. Hastane. Büyükannem ölüyordu. İlaç lazımdı. Para istedim. Kayınvalidem fısıldadı: “Boşuna, ölecek zaten.” İgor reddetti. Ben küpelerimi satmıştım.
Gerçeğe döndüm.
— İgor, — dedim soğukça. — Sen dedin ki herkes kendi masrafını ödesin. Annen senin sorumluluğun.
— O benim annem!
— O da benim büyükannemdi.
Kapattım.
O gece eve gitmedim. Otelde kaldım. Sessizlikte.
…
Altıncı gün İgor’un annesi geldi.
— Bu ne rezalet?! Aileyi parasız bırakıyorsun!
— Oğlunuz çalışıyor. Sizi geçindirebilir.
— Tüm para ortaktır!
İgor masaya vurdu:
— Hesabı geri aç!
Ben dosyayı çıkardım.
— Bu ev… benim miras paramla alındı.
İgor soldu.
Sonra ikinci dosyayı açtım.
— Ve bu… senin iş yerindeki zimmet meselesi.
O dondu kaldı.
— Patronuna gönderirim, — dedim sakince.
Sessizlik çöktü.
Sonunda:
— Ne istiyorsun?
Sandalyeye oturdum.
— Yeni kurallar.
Bir: Ayrı odada yaşayacaksın.
İki: Annen anahtarları verecek.
Üç: Ortak bütçe yok.
Dört: Borcunu bir hafta içinde kapatacaksın.
Kayınvalide sustu.
İgor bana baktı — korku ve garip bir saygıyla.
İlk kez.
Ben pencereye yürüdüm. Güneş parlıyordu.
Telefonumu açtım. Hesabımda para duruyordu.
Kendime pahalı bir bakım randevusu aldım.
Sonra büyük bir beyaz şakayık buketi sipariş ettim.
Not:
“Borçlarını ödeyebilen kadına.”
İgor hâlâ anlamadı.
Parayı kaybetmedi.
Beni kaybetti.
Ve ben beş yıl boyunca onun her şeyini ödedim.
Artık sıra onda.
