Kadın altı yıl boyunca aynı güvercini besledi

Ve bir gün… o gelmedi.

Her sabah aynı şekilde başlardı — ve bu tekrarın içinde alıştığı bir sessizlik vardı.
Su ısıtıcısı yavaşça kaynardı. Eski sabahlık sandalyenin sırtında dururdu. Tabağın üzerinde akşamdan kalan ekmek kırıntıları olurdu.

Balkona çıkardı.
Ve güvercin çoktan orada olurdu.

Korkuluğa konar, biraz yana dönük, biraz temkinli ama kaçmadan dururdu. Dikkatle bakardı, sanki tanıyormuş gibi. Sonra bir adım atardı. Bir tane daha. Ve sakince yemeye başlardı.

Bu böyle altı yıl sürdü.

Başta düzensiz gelirdi. Sonra neredeyse her gün. Zamanla kadın balkona çıktığı anda görünmeye başladı — sanki saati biliyormuş gibi.

Komşular kuşlardan şikâyet ederdi.
Pislik ve gürültü derlerdi.
Ağlar gerer, kovalar, söylenirlerdi.

Ama bu güvercin her zaman bir yol bulurdu. Avluya inmezdi. Başka balkonlara yaklaşmazdı. Sadece onu seçerdi.

Kadın yalnız yaşıyordu.
Eşi yıllar önce ölmüştü.
Oğlu önce yazdı, sonra aradı, sonra kendi hayatına karıştı.

Güvercin sabahın bir parçası olmuştu.
Balkona çıkmak için bir sebep.
Acele etmemek için bir bahane.

Onunla yüksek sesle konuşurdu.
Havadan.
Gece kötü uyuduğundan.
Sessizliğin bazen gürültüden daha ağır olduğundan.

Güvercin dinlerdi.
Cevap vermezdi — ama kalırdı.

Altı yıl.
Hiçbir gün eksik olmadan.

Sonra bir gün… gelmedi.

Kadın her zamanki gibi çıktı.
Korkuluğa yaklaştı.
Kırıntıları avucunda tuttu.
Bekledi.

On dakika geçti.
On beş.
Başka kuşlar uçuştu, çatıya kondu.

Ama o yoktu.

Ertesi gün de yoktu.
Sonraki gün de.
Bir hafta boyunca.

Kadın ağlamadı.
Sadece bekledi. Çünkü beklemek artık alışkanlıktı.

Bir gün komşu apartmandan bir adam yanına geldi.

— Bir güvercin besliyordunuz, değil mi? Gri-beyaz, koyu lekeli?

— Evet.

— Kavşakta araba çarpmış… Bilmeniz gerekir diye düşündüm.

Kadın teşekkür etti.
Sakin bir şekilde.
Eve döndü ve balkon kapısını kapattı.

Sabah artık boştu.

Ama birkaç gün sonra kapı çaldı.

— Kusura bakmayın, — dedi komşu kadın. — Babam sizi sordu… Hasta, pek kalkamıyor. Her gün sizi güvercini beslerken izlediğini söylüyor. Neden artık çıkmadığınızı merak ediyor.

Kadın uzun süre sustu.
Sonra kırıntıları aldı.

Pencerenin yanında yaşlı bir adam oturuyordu. Dikkatle bakıyordu ama acıyarak değil.

— Artık gelmiyor mu? — diye sordu.

— Hayır, — dedi kadın.

Adam başını salladı.

— Ama yine de çıkıyorsunuz, — dedi. — Biliyor musunuz… birinin her gün aynı şeyi özenle yapması, dünyayı daha sağlam hissettirir.

Ertesi sabah kadın tekrar balkona çıktı.

O güvercini beklediği için değil.
Çünkü bazen bizi bekleyenler, beslediklerimiz değil… sadece pencereden izleyenlerdir.

Önce başka kuşlar geldi.
Sonra bir güvercin korkuluğa kondu.

Kadın elini uzattı.