“Ben herkesle olmuş bir eş istemem”

Çocukluğundan beri Leonid Markov için gerçekten yakın olan tek kişi kız kardeşi Rimma Markova idi. Birlikte savaş sonrası zor yılları, açlığı, komünal dairelerde geçen gençliği ve tiyatro okuluna giriş sürecini atlattılar. Kız kardeşi her zaman sert, kararlı ve kardeşini savunmaya hazırdı. O ise tam tersine kırılgan, sessiz ve düşünceliydi. Gerekirse yiyecek bulur, tartışmalara girer, günlük sorunları çözerdi. O da yardımını kabul ederdi, çünkü bunu tek başına yapamayacağını biliyordu.

Yıllar geçtikçe aralarında bir çatlak oluştu. Rimma, onun ilişkilerine hep eleştirel yaklaştı. Kardeşinin evine geldiğinde yeni sevgililere açıkça sadakat beklememeleri gerektiğini söylerdi. Onu değiştirmeye çalışmaz, sadece omuz silkerek “sanatçı” derdi — bu bir suçlama değil, bir tespitti. Aynı zamanda onu savunur, kötü biri olmadığını, sadece başka türlü davranmayı bilmediğini anlatırdı.

Markov’un kadınlarda anında sempati uyandırma gibi nadir bir yeteneği vardı. Flört etmeye çalışmazdı — sadece bakar, dinler, yumuşak bir sesle konuşurdu ve karşısındaki kadın kendini özel hissederdi. İlk eşi Tamara oyuncuydu; çekici ve canlıydı. Ona delicesine âşık oldu ve bir gün sahnede başka bir oyuncuyla yakın bir sahne gördüğünde kıskançlıktan bayıldı. Bu olay ilişkilerinin sembolü hâline geldi — tutkulu, patlayıcı ve kaçınılmaz sonu olan bir birliktelik.

Tamara ile evlilik adeta bir mayın tarlasıydı. Kıskançlık krizleri, talepler ve yasaklar… Bir gün ultimatom verdi: ya ben ya kız kardeşin. Leonid eşini seçti. Rimma tiyatrodan haksız yere kovulduğunda onu savunmadı. Bu, onun için bir ihanetti. Ancak iki yıl sonra, sözsüz ama davranışlarıyla af dilemeye geldi. Rimma kapıyı açtı ve çocukluklarındaki gibi başını okşadı.

Tamara’dan sonra Markov’un hayatında başka evlilikler de oldu. Biri, kendini kontrol edememesi yüzünden dağıldı: düşünmeden kırıcı sözler söyleyebiliyordu. Bir keresinde eşinin yaptığı yemeğe “çöp” deyip hazır mantı almayı önerdi. Başka bir evlilik ise kadının geçmişine dair katı beklentileri yüzünden sona erdi. Kendisinin kolayca yaptığı şeyleri başkasına asla affetmiyordu.

Rimma hep yanında kaldı, onu sonuçlardan kurtardı. O skandalların ve alkolün içinde kaybolurken, o dinler, korur ve barıştırırdı. Tüm sertliğine rağmen, sözlerine gerçekten kulak verdiği tek kişi oydu.

Son eşi Elena, Markov’un artık ciddi bir şey yaşayamayacağı düşünülen bir dönemde hayatına girdi. Gençti, sahneden uzaktı, ondan hiçbir şey talep etmiyordu, onu olduğu gibi kabul etti. İlk kez istikrarın değerini anlamaya başladı. Elena ona baktı, geceleri onu bekledi, eski eşlerden gelen telefonlara sabretti. Rimma hemen fark etti — bu evlilikte kardeşi değişmişti. Elena ile geçen yirmi yıl, onun hayatındaki tek gerçek “yuva” deneyimi oldu. Ancak bir çocuk sahibi olma hayali hiçbir zaman gerçekleşmedi.