O gün iki aylık oğlumla uçağa binmek zorunda kaldım. Eşim başka bir şehirdeydi ve biz ona yalnız başımıza gidiyorduk. Yakınımda ne ailem ne de arkadaşlarım vardı — başka yardım edecek kimsem yoktu. Altı saatlik uçuş bana bir ömür gibi geliyordu.
Bebeğim genelde sakin ve sessizdir, ama o gün huzursuzdu — belki basınçtan, sesten ya da sadece yorgunluktan. Sık sık ağlıyordu, bir türlü uyuyamıyordu ve ben de onunla birlikte ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
Hostes yemeği getirdiğinde, düzgünce yemek yemeyi hayal bile edemedim. Bebeğim sürekli kucağımdaydı — emzirme, alt değiştirme, uyutmaya çalışma… hepsiyle uğraşıyordum.

Bu — benim rutinim. Şikâyet etmiyorum. Ama bu sefer yanımda takım elbiseli bir adam oturuyordu — belli ki önemli bir iş için seyahat ediyordu. Yorgun ve sinirli görünüyordu, derin nefesler alıp veriyor, bize yan yan bakışlar atıyor, kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu. Benim için her şey daha da zorlaşıyordu. Ona bakmaya bile cesaret edemiyordum, çünkü kendimi suçlu gibi hissediyordum. Öfkeden patlamak üzere olduğunu hissediyor ve bana bağırmamak için kendini zor tuttuğunu anlıyordum.
Son gücümle dayanıyordum ki, adam bana baktı ve şöyle dedi:
— Verin bebeği bana. Ben biraz tutayım, siz de biraz uyumaya çalışın.
Şaşırıp kaldım.

— Affedersiniz, teşekkür ederim, gerek yok… Size rahatsızlık verdiğimiz için özür dilerim…
— Sorun değil, — dedi. — Ben doktorum. Çocuk doktoru. Evde iki çocuğum var. Nasıl olduğunu biliyorum. Uçuş — özellikle böyle minikler için — büyük bir stres. Hadi, korkmayın.
Oğlumu dikkatlice ona verdim. Adam onu emin ve sakin bir şekilde tuttu. Ve bebeğim — uzun süredir ilk kez — ağlamayı bıraktı ve onun kucağında huzurla uykuya daldı.
Gözlerimi kapattım ve neredeyse bir saat uyudum. Bu, bütün günümün en iyi saatiydi.

Başka pek konuşmadık. Ama uçak inişe geçtiğinde o, oğlumu nazikçe bana geri verdi ve şöyle dedi:
— Çok güçlü bir annesiniz. Bundan asla şüphe etmeyin.
Ve ben bu sözleri uzun süre unutmayacağım.
