Naomi Campbell sadece bir süpermodel değil; başlı başına bir dönem. Modacıların ilham perisi, dergilerin gözdesi ve aynı zamanda moda dünyasının huzurunu en çok kaçıran isimlerden biri.
Defileleri, ilişkileri ve olayları; Versace koleksiyonları kadar iştahla konuşuldu. Ama manşetlerin ardında, yalnızlıkla, bağımlılıkla ve hayal kırıklıklarıyla mücadele edip sonunda geç gelen, sakin bir mutluluğu kurabilmiş bir kadın var.
- Babasız bir çocukluk ve moda dünyasından bir “baba”
- Siyahi bir genç kız podyumun kurallarını nasıl değiştirdi?
- Podyumda düşüş ve “huysuz diva” imajı
- Mahkeme, kamu hizmeti ve bağımlılıkla mücadele
- Aşk, milyarderler ve “Rus romanı”
- Geç annelik: 50’den sonra gelen en büyük mucize
- Yeni bir adam ve nadir gelen huzur duygusu
- Epilog yerine: “skandalsız kara panter” mümkün mü?
Babasız bir çocukluk ve moda dünyasından bir “baba”
Naomi 1970’te Londra’da doğdu. Babasını hiç tanımadı; adam daha Naomi dünyaya gelmeden ortadan kayboldu. Dansçı olan annesi sürekli turnelerdeydi; Naomi de küçük yaşta kendi ayakları üzerinde durmayı öğrendi.

Yedi yaşından itibaren dansla ilgilendi, ardından Londra Sahne Sanatları Akademisi’ne girdi: disiplinin sert olduğu, insanı sonuna kadar zorlayan bir yerdi. Ama karakterini de orada güçlendirdi.

Dönüm noktası 15 yaşında geldi. Paris’te Tunus kökenli tasarımcı Azzedine Alaïa ile tanıştı. Alaïa onu evinde ağırladı, yol gösterdi ve adeta bir baba figürü oldu: kıyafetlerini seçti, disiplinini takip etti, onu haute couture’un kapalı dünyasına soktu. Campbell ileride ona kısaca “babam” diyecekti.
Siyahi bir genç kız podyumun kurallarını nasıl değiştirdi?
Birkaç yıl içinde Naomi, tanınmayan bir gençten küresel bir süperstara dönüştü. Yürüyüşü efsaneleşti; Versace ve Karl Lagerfeld gibi isimler onu defilelerinin yüzü yaptı.

Fransız Vogue’un kapağına çıkan ilk siyahi model olması ise, 80’lerde neredeyse hayal bile edilemeyecek bir adımdı. Campbell, siyahi bir kadının “çeşitlilik için vitrin” olmaktan öte, dünya markalarının baş ilhamı olabileceğini kanıtladı.
Podyumda düşüş ve “huysuz diva” imajı
Başarıyla birlikte, “skandal çıkaran yıldız” şöhreti de geldi. Basın; gecikmelerini, öfke patlamalarını ve gürültülü ilişkilerini büyük iştahla yazdı.
En ünlü sahne 1993’te Vivienne Westwood defilesiydi: Naomi 23 santimlik platformlarla podyumda dramatik biçimde yere kapaklandı. Sinirlenmek yerine kahkaha attı ve o anı, moda tarihinin en unutulmaz karelerinden birine çevirdi.
Ama sektörün sabrı sınırsız değildi: büyük ajanslardan Elite, onunla sözleşmesini feshedip “kontrol edilemez bir diva” olarak niteledi.

Mahkeme, kamu hizmeti ve bağımlılıkla mücadele
Magazin, Naomi’ye “kötü kara panter” rolünü yakıştırmayı severdi. 2007’de, asistanına telefon fırlattığı için kamu hizmetine mahkûm edildi. Campbell tasarım kıyafetler ve kusursuz makyajla sokak süpürdü; yetmedi, bunu W dergisinde bir yazıya dönüştürerek cezayı bile bir performansa çevirdi.
Havaalanındaki başka bir olay ise British Airways’ten ömür boyu yasakla sonuçlandı.

Asıl ağır olan ise içindeki savaşlardı. Yakın dostu Gianni Versace’nin ölümü, yalnızlık ve sürekli baskı, Naomi’yi alkol ve uyuşturucuya sürükledi.
1999’da bir çekim sırasında bayılması, “dibe vurduğunu” anlamasına neden oldu. Rehabilitasyon artık bir tercih değil, hayatta kalma meselesiydi. Sonrasında açıkça şunu söyledi: bağımlılık acıyı iyileştirmiyor, sadece korkuyu büyütüyor.
Aşk, milyarderler ve “Rus romanı”
Naomi’nin özel hayatı hep kameraların odağındaydı. İsimler arasında Robert De Niro da vardı; ona mahremiyetini korumayı ve duyguları vitrine çıkarmamayı öğretti. Naomi ondan çocuk istiyordu ama De Niro aile konusunda aynı noktada değildi.
Ondan önce Mike Tyson’la fırtınalı bir ilişki yaşamıştı: Tyson’ı sosyeteye o taşıdı, Versace’yle tanıştırdı; fakat boksörün öfkesi ve aldatma iddiaları ilişkiyi bitirdi.
Liste uzadı: U2’dan Adam Clayton (hatta nişana kadar gitti), Leonardo DiCaprio, Orta Doğulu petrol zengini Badr Jafar (Naomi’nin 35. yaş günü için Dubai’de bir otelin sekiz katını kiraladığı söylenir) ve elbette Rus milyarder Vladislav Doronin.
Doronin ilişkisi en yıpratıcı olanıydı. Evlilik vaatlerinin ardından süreç; karşılıklı suçlamalara, gayrimenkul kavgalarına ve mahkemelere dönüştü. Naomi’nin hâlâ görüşmediği tek eski sevgilisinin Doronin olduğu anlatılır.

2010’da Naomi, Liberyalı diktatör Charles Taylor davasında da adının geçtiği bir süreçle gündeme geldi: Mahkeme, sözde hayır işi için aldığı iddia edilen “kanlı” elmasları sorguluyordu. Süpermodel bir kez daha moda dışı bir sebeple manşetlere taşındı.
Geç annelik: 50’den sonra gelen en büyük mucize
Yıllarca süren koşuşturma, defileler ve dramaların ardından Naomi yeni bir anlam buldu. Mayıs 2021’de, 50 yaşında ilk kez bir kız çocuğunun annesi oldu; 2023 yazında ise bir oğlu dünyaya geldi. İki çocuğun da taşıyıcı annelik yoluyla dünyaya geldiğini saklamıyor.

Bugün “en büyük servetim çocuklarım” diyor ve hayat tarzını yeniden düşünmesinin asıl sebebinin onlar olduğunu vurguluyor. Artık sadece kendi ismi için değil; yanında büyüyen bir kız ve bir oğlanın geleceği için de sorumluluk taşıdığını söylüyor. Onların “şovun parçası” değil, sadece sevilen çocuklar gibi büyümesini istiyor.
Yeni bir adam ve nadir gelen huzur duygusu
Son yıllarda Campbell’in yanında daha sık görülen isim, Suudi yapımcı ve multimilyoner Mohammed Al Turki. Suudi Arabistan’daki sinema endüstrisinin yeniden canlanmasında önemli rol oynadığı belirtilen Al Turki ile; moda, sinema ve hayır işleri ortak noktaları.
Çift özel hayatıyla ilgili büyük röportajlar vermiyor. Ancak birlikte göründükleri anlar, küçük jestler, bakışlar ve Naomi’nin yüzük parmağındaki yüzük; hayranlar arasında nişan ve “şeyhle düğün” söylentilerini güçlendiriyor. Yakın çevresi ise onun uzun zamandır ilk kez bu kadar sakin ve mutlu göründüğünü söylüyor.

İmparatoriçe
Epilog yerine: “skandalsız kara panter” mümkün mü?
Naomi artık podyumlardan çok; çocuklardan, hayır işlerinden ve bir gün çıkacağını söylediği anılardan söz ediyor. O kitapta hem ilişkilerini hem düşüşlerini açık açık anlatacağını söylüyor.
On yıllarca “insan kılığında bir fırtına” diye anılan bu kadının, sonunda kendi içindeki sessiz adayı bulduğu hissediliyor. Campbell, büyük skandallar döneminin kapandığını söylüyor: artık hayatının merkezinde annelik, iş ve denge var.

Belki de en büyük zaferi bu: moda dünyasının süper yıldızı olarak kalmakla yetinmeyip, bu yarışın içinde hayatta kalmak ve kendine “sadece kadın ve anne” olma hakkını tanımak. Zor ama kendince mutlu bir kaderle.
